en_US
en
off
Mobile View
Desktop View
Fikret Ertuğrul
 

Röportaj

 

Copyright 2018  © Eliss Dergi. Tüm hakları saklıdır.

ELISS DERGİ YAYINCILIK VE PAZARLAMA A.Ş.

BİZE ULAŞIN

0 (212) 325 41 25 

info@elismedya.com

 
 

SİTE HARİTASI

 

TAKİP ET

Yeşilçam sinemasıyla tanışmanız nasıl oldu?

1969 yılıydı, askeri okuldan ayrılmıştım. Bir abim vardı Yavuz Işıklar, filmciydi. İlk onun yanında Pesen Film’de başladım. Beyoğlu Emek Sineması’nın sokağındaydı. Nevzat Pesen’in yeri, hikayem orada başladı. İşim set asistanlığıydı, sonra kamera asistanlığı, prodüksiyon, yönetmen yardımcılığı, yapımcılık, yönetmelik… Böyle devam etti ama ben sadece Yeşilçam’la kalmadım. TRT’de çalıştım sekiz sene, Kanal 6’da çalıştım, Flash TV’yi kurdum,

ATV’de çalıştım, canlı yayın yönetmenliği yaptım ve çok dizi çektim. Yeşilçam’dan bugünlere kadar geldik. Ekimde yeni bir diziye başlıyorum, bir sinema filmi projesi var.

Bunun yanında çok maceralarımız var, başımızdan çok şey geçti kitap yazmaya kalksam kitap olur.




En uzun sürede çektiğiniz filmi hatırlıyor musunuz, hangi filmdi?


Hatırlıyorum tabi, Mavi Mavi İbrahim Tatlıses ve Hülya Avşar’la çektiğimiz film. Ben orada yardımcı yönetmendim. Yazın başladık kışın bitti film.


Peki kısa en sürede çektiğiniz film…


10 günde bir çocuk filmi çekmiştim, onun metrajı  85 dakikalıktı, kısaydı 10 günde bitirdim. Pratik olursa kısa sürede biter.


 
6405

Yeşilçam Oyuncularından "Fikret Ertuğrul" ile röportajımız

Türkan Şoray’la ilgili bir anı anlatayım sizlere;

Film çekeceğiz diye bir  köşkün kapısını çaldım. Köşkün sahibi Hanımefendiye köşkünde çekim yapmak istediğimizi anlattım. Kim oynuyor?dedi. Türkan Şoray dedim. Öyleyse buyursun gelsin dedi. Türkan Hanım eve geldi, ayakkabılarını kapıda çıkararak, içeri girdi. Ev sahibine nezaket için oranın tuvaletini dahi kullanmazdı. İşte bu yüzden o bugün Türkan Şoray...

Yeşilçamda ayrıcalık yoktu, aksine herkes birbiri ile bütündü. Bundan dolayı  bugün böyle filmler çıkmıyor.


Günümüz  senarist, yönetmen ve oyuncularına  neler önerirsiniz?


Şu anda diziler 160 dakika çok uzun. Senaristler bölümleri yetiştirmek için çok hızlı  yazıyorlar. Araştırma yok, yanlış bilgi çok. Hepsinin senaryosu neredeyse aynı. Değişik bir şeyler göremiyorum. İş birazcık ticarete dökülmüş gibi. Ben Berivan dizisini çekerken senaryoyu çok incelerdim.

Günümüzde hemen yönetmen olunacağını sanan gençler çok fazla.  Örneğin Üniversitede Sinema Televizyon okuyan bir çocuk, oradan çıkar çıkmaz yönetmen olduğunu düşünüyor. Hayır, pratiğini öğreneceksin, en az üç sene asistanlık yapacaksın. Sinema emek ister. Günümüz yönetmenlerinin pratikleri zayıf. Dediğim gibi okulda öğrendikleri bilgilerin yeteceğini düşünüyorlar. Oysa ki sinema pratikle yapılır.

Ekipleri, teknik ekipmanları üst düzey.Her şey var. bizim dönemimizde teknik çok yetersizdi, bilgisayarlar yoktu, tek kamerayla film çekerdik. Şimdiki  şartlar bizim dönemimizin yüz katı. Ben size çok enteresan bir şey anlatayım. Hur diye bir film var, 1965 senesinde çekilmiş. Filmde öyle sahneler var ki  o şartlar altında böyle bir film nasıl yapılmış diye insan düşünüyor. Film bitiyor,bittikten sonra dekora harcadıkları para kadar, dekoru kaldırma parası harcıyorlar. Bu adamlar günümüz şartlarına sahip olsalardı ne filmler yapardı...

Günümüz yönetmenlere tavsiyem bu filmi mutlaka izlesinler, çünkü onlardan  çok daha iyi işler bekliyorum.

Oyuncular adına ise şunları söyleyebilirim; Günümüz oyuncuları çok şanslılar. Şartları çok iyi, güzel para kazanıyorlar. Ama çok daha çalışmaları gerekir. Örneğin Cüney Arkın, atlamayı, zıplamayı öğrenmek, rolünün hakkını vermek için iki sene sirkte çalıştı. Yeşilçam sanatçıları her detayla yakından ilgilenirdi. Rahmetli Sadri Alışık ''Ah Güzel İstanbul'da, kostümünü  giyer, ben senaryoda anlatılan adam gibi oldum mu? derdi. İşlerine öyle özen gösterirlerdi.




Günümüzde beğendiğiniz Senarist, Yönetmen, Oyuncu var mı?

O kadar çok ki şimdi hangisini söyleyeyim. Ceren Moray’ı çok beğeniyorum. Çok iyi bir oyuncu, duyguyu müthiş bir şekilde veriyor, harika. Örneğin Atar Demirer’i  çok beğeniyorum, çok yönlü bir oyuncu. Yönetmen olarak Çağan Irmağ'ı ve Orhan Oğuz'u çok beğeniyorum.


Senaryo yazarken nelerden ilham alırdınız, çıkış noktanız neydi?

Yazdığım senaryoların %80 nin de yaşanmış hikayelere değinmişimdir. Kendime     hazırladığım' Kiraz' adında bir projem var. Mesela bu yaşanmış bir hayat hikayesi. Şu sıralar onu yazıyorum.


Sizce sinema toplumsal meseleleri içinde barındırmalı mı?


Tabiki barındırmalı, bir ikaz şeklidir bu. Sinemanın eğitici yönleri olmalı, bir derdi olmalı. Günümüzde mesaj verecek çok fazla şey var. Bunlar sinema ve dizilerin içerisine yedirilmeli.


Başrol oyuncularını nasıl seçerdiniz?


Her sene 'Ses Mecmuası' oyuncu yarışması düzenlerdi. En yakışıklı, en kültürlü kişiler   başrole seçilirdi. Tarık Akan’ı da ben götürmüştüm. O zaman ses mecmuasının anlaşmasına göre, birinci olana büyük firmalar beş tane film yapardı, tutarsa onlarla çalışmaya devam ediyordu. Ses yönetmenleri çok iyiydi. oyuncuları yönlendiriyorlardı.


Son olarak söylemek istediğiniz şeyler var mı?


Yıllarca Türk sinemasına emek verdim, Güzel işlere imza attım. Arka planda olduğumuz için emekçi tarafındayız biz.Derdimiz iyi film yapmak, iyi oyuncularla çalışmak, iyi yerlerde olmak ve geriye iyi şeyler bırakmaktı. Ben bıraktığıma inanıyorum.



 .





Yeşilçamdan gelmiş insanların hepsi çok başarılı, neden?


Çünkü o dönem sanatçıları yoklukta çalışmayı biliyordu, yoklukta olmayanı icat ediyorlardı. Size bir anımı anlatayım. Çalıkuşu’nu çekiyorduk, bir elektrik direği vardı.Kamerayı nereye döndürsek, kurtulmak mümkün olmuyordu.Hasan Nurdan o dizinin Sanat yönetmenliğini yapıyordu o sıralar. Ağacı kesmiş kabuğu duruyor, bir koydu direğin olduğu yere. Orası   birden ağaç oluverdi. Yaratıcılık vardı.

Şimdi baktığımda böyle bir şey yok.Mesela Şener Şen’in Namuslu filmini 42 oyuncuyla 9 kişilik bir minibüste yapmıştık. Nasıl yapmışız, hala inanamıyorum. Hayretler içerisindeyim.

Ertem eğilmez  yönetmen, bense asistanıydım..  Makyöz yok, kostüm yok, kostümcü yok, Türk sinemasında bir tane kostümcü vardı, o da  Niyazi Er. Şu kostümü yap derdik, o da yapardı. O dönemlerde herkes, her taşın altına elini severek koyardı.


Peki, günümüzde  o tarz olanaklarla film çekilmesi mümkün değildir diyebilir miyiz?


Kesinlikle öyle, yapamazlar! Çünkü eğitimi sadece okulda alıyorlar. İş, pratiğe dökmeye gelince başka oluyor. Bu yüzden çekemezler.Size bir örnek vereyim. Çalıkuşu  filminde benim hocam 9 dakikayı tek sahnede çekti negatif, monitörsüz.. Film tek planda bitirildi.


Onun dışında  günümüz setlerinde, set içi ayrımlar çok keskin. Figürasyonlar ayırt ediliyor mesela.Figürasyon olmadan film nasıl olacak? bu büyük bir haksızlıktır. Yeşilçam'da bir incelik, nezaket vardı.


Yeşilçam sinemasında belli başlı klişeler vardı, zengin kız -fakir oğlan ya da tam tersi, kameraya bakmayan kadınlar vs. Şimdiki Türk sineması ve dizileri de belli klişeler üzerinde ilerliyor. Türk sineması veya dizileri bu klişelere sıkışmış mı sizce?


Dizilerin hepsi Yeşilçam taklidi. Dünyada 17 tane senaryo vardır 18'inci  yok. Bir tarihi film çevirirsin yine orda kötü adam vardır, bir kız, bir aşk vardır. Birileri birilerini ezer, birileri onu kurtarır. Diğer salon filmleri dediğimiz aşk hikayelerine de durum çok farklı değil. Şimdi     love Story’e bak yine aynı hikaye...

O dönemlerde neden bu klişeler vardı, çünkü kadınlar oraya gidip ağlamak, gülmek istiyordu. Sinema halkin tek eğlencesiydi.

Açık hava sinemaları, insanları bir araya topluyordu. Yeşilçam'ın bu noktada bir toplumsal misyonu da var aynı zamanda.

Bu konuya değinmişken şunu da belirtmek isterim, şimdi sinemalar çok pahalı!  Öğrenci bir genç, kız arkadaşını alıp sinemaya gidemeyecek mi?


Sizin Yeşilçam'a kazandırdığınız  isimler var mı?


Olmaz olur mu? Hülya Avşar' ı sinemaya ben kazandırdım. Aydan Şener’i Çalıkuşu’nda oynaması için ajanstan aldım. Gülben Ergen’i de öyle..


Sinemada prodüksiyonu nasıl yapardınız?


O dönemler okul vs. yok. Yeşilçam şöyle dört köşe bir merkez. Bir kahve vardı, bütün oyuncular orada otururdu. Telefon kıtlığı yaşardık zaten. Bu yüzden oyuncuları arayacağımız  tek merkez bahsettiğim kahvehaneydi. Oyuncuları arayıp, çağırırdık. Örneğin senin yarın setin var, şu saatte şurda ol diye davetiye verirdik. Eğer o sırada evde değilse beklemek zorundaydık. O davetiyeyi imzalatmamız gerekiyordu. Yoksa suç bize kalıyordu.

Benim  prodüksiyon yaptığım işler büyük işlerdi, tek başıma prodüksiyon amiri olarak   iki film seti idare ederdim. Oyuncu çağırma, yemek, mekanlar, kast, hareket, para ödemeleri...

Her şeyi tek başımıza yaptık. Asistanlarımız bize çok iyi program hazırlardı. Şimdiki gibi herkes ayrı ayrı görev yapmıyordu anlayacağınız.


Size ünlü olma hayaliyle gelen insanlar oldu mu?


Tabi çok oldu. Ama hepsini geri gönderdim, çünkü hepsi hayal peşindeydi. Hatta o zamanlar  birçok insan, ben Yeşilçam'cıyım deyip çok sayıda insanı ziyan etmiştir.